Roza Ayam yazdı: Rozerin Çukur Anısına…

heridan haber ve ilgili dökümanlar

Roza Ayam yazdı: Rozerin Çukur Anısına…

Mesajgönderen admin » Cmt Nis 08, 2017 12:46 pm

Resim
“Rindikam oxir bo tori”
Geçmişe gidip sevdiğimiz insanları acıyla anmak hepimiz için zordur. Çok değil 2 yıl önce Sur, Cizre ve Şırnak’ta tüm sözde uygar, insan hakları savunucusu dünyanın gözleri önünde bir vahşet ve katliam yaşandı. Bu katliamda yüzlerce genç savaş kuralları çiğnenerek, kimileri bodrumlarda yakılarak, kimileri yaralı halde saatlerce sokaklarda bırakılarak ölüme terk edilerek, insanlık dışı yöntemlerle katledildi. Her birinin yaşı ve düşleri farklıydı. Her biri yarım kalmış bir romanın parçası gibiydi.
Gençtiler, güzeldiler halkının geleceği için ölümüne direnişi seçtiler. Hepsinin sonu aynı oldu. Tıpkı ülkeleri gibi. Her biri binlerce hücreye bölünmüş yasaklı bir ülkenin bir parçası idi. Yarım kalmış yaşamların ve hikayelerin kahramanları oldular. Çünkü halklarına adadıkları yaşamlarıyla halkının kahramanları hanesine çoktan yazıldılar. Bu yiğit, cengaver, ölümün kendisinden korktuğu yiğitlerden biri Rozerin’di.

Rozerin ailenin ilk göz ağrısıydı. Ülkesi gibi adı da yasaklıydı. Adını babası mahkeme kararı ile nüfus müdürlüğüne kabul ettirmişti.

Rozerin Zazaca günbatımı anlamına geliyor. Onun için her gün batımı başladığında köklerinin olduğu yerlere gider, tarihe yolculuk yapardı.

Bazen Ermeni katliamından kurtulmuş bir çocuğa yardım etmeye çalışır ve onunla birlikte katliamı gözlerinde canlandırır. Bundan çok acı duyardı. Bazen bir kayanın dibinde kalmış bir tohumu toprağa gömerek yeniden yeşermesini sağlardı. Kan rengi kıpkırmızı gülleri severdi ve birde hayvanları. Kimsesiz, sahipsiz ve yardıma muhtaç insanlara yardım ederken ruhunu bir hüzün kaplıyordu. Yaşadığı hüzünle bestelenmiş şarkıları dinlemek istemezdi. Onu mutlu eden tek şey sevgisinin derinliğinde yardım ettiği insan ve hayvanlara duyduğu merhamet duygusuydu. En çok da kendi ve başka hayatların yaşadıkları acıyı anlamak için tabiata sığınır ve kendisini dinlerdi. Derin bir nefes alırdı özgürce ve güneşi içine çekerek. Doğanın telaşı kendi telaşını unuttururdu ona. Kümeler halinde uçan kuşları görür onların gökyüzündeki dansına tanıklık ederek ruhunu ferahlatırdı Rozerin. En çok surlara çıkmayı sever oradan güneşin batarkenki en kırmızı halini yakalayabileceğini umarak fotoğraflamak isterdi. Bu onda müthiş bir duygu yaratırdı. Eskiden bir kelebek kozası kadar küçük,şimdi güneşin batışını yakalayabilmek kadar büyümüştü.

Rozerin bir kelebek gibi kanatlanıp tüm şehri baştan sona kadar dolaşır tanımadığı insanları fotoğraflayıp hikayelerini yazardı. Tıpkı yarım kalmış kendi hikayesi gibi…Annesi her ne kadar yuvadan fazla uzaklaşmaması gerektiğini kalbinin hasta olduğunu söylese de o annesine, “içimde tatlı bir kıpırtı var hayatım boyunca kalbim atamaya devam edecek, sevgiler toplayacağım insanlara dair” diyordu. “Kediler”, diyordu “ah anneciğim ne kadar yoksul ve kimsesizler…Elime almak için sabırsızlanıyorum. Ama etrafım çok karanlık, her yer kötülük yapmak isteyen düşmanla dolu. Ben yine de kendimi kötülüklerden koruyabilirim annem” diyordu. “Gözlerim onları görmek için daha iyi görüyor kulaklarım onları daha iyi duyuyor… “

Onun ülkesi hep kanayan bir yaraydı. Ve düşman bu yaranın iyileşmesine izin vermek istemiyordu hiç bir zaman. Düşmanın yaptıkları ülkenin yeryüzü ve gökyüzünde yeni yaralar açardı. Gül yürekli merhamet duygusu ile dolu hayatlarının baharındaki yeni kanatlanmış kelebekler bu yarayı doğadan ve tabiattan aldıkları varoluş enerjisi ile iyileştirmek isterken, hiç bir evrensel insani değer yargısı taşımayan işgalci ve talancı Turaniler yeniden insanların kalbinde bir veba salgını gibi yaralar açıyorlardı.

Bu asırlardır böyleydi. Tarihin yanlışlıklarına denk gelmiş olamazdık oysa, ama onlara karşı direnen her bir insanın ömürlerini ayrı ayrı çalıyor onların arkasında kalan insanların yaşamını binlerce parçaya bölüyorlardı. Yaşamını yarıda kestikleri Rozerin ise sadece bir kozaydı. Ve 16 yıllığına bir kelebeğe dönüşmüştü. Kelebekler kozadan çıkınca sürekli tüm dereleri çiçekleri dağları gezmek isterler. Kelebekler doğaya sığınır, tabiattan beslenirler. Ve ateşin etrafında fır dönerler. Ateş dansına dururlar. Kısacaktır ömrü. Ama kısacık olduğuna bakmaz dolu dolu yaşar onu. Rozerin de erken büyüyen kısacık ömürlü kelebekler gibi erken büyümek istedi. Her ruhun kaldıramayacağı acıları o daha çocukken yaşamıştı. Bunun içindi yaşama dair tüm olgunluğu. Onun için o gençken ölmek istedi. Genç yaşına ağıtlar yakılsın istedi. O gün evden çıkarken annesi kalbinde tarif edemediği ve hiç bir karşılığı olmadığı duyguları içinde yaşıyordu. Çünkü o gün kelebeğin çok acelesi vardı ve acele ile uçmak istiyordu. Ateşe kavuşmaya çalışıyordu.

Ama ‘gelecem’ diyordu. Annesine sözü vardı. İlk defa annesine verdiği sözü tutamamıştı. Fotoğraf makinesini kaptığı gibi Sur’u fotoğraflamak istiyordu çünkü orda yuvadan uçmak isteyip çıkamayan Sur’un güzel çocuklarına yardım etmek istiyordu. Sırt çantasında umutlar ve makinesi ile acıları çekecekti. Gitti söz vermişti arkadaşlarına. Bir sokağın başına gelmişti. Her taraf zifiri karanlık ve kan içici akbabalarla doluydu. Ama o dinlemedi yoluna devam etmek istedi. Tarihin ve halkının en güzel çocukları kavgaya durmuştu. Onları akbabalar avlamak istiyordu. Yoluna devam etti yoluna çıkan bir akbaba onu tehdit etti geri gitmesi gerektiğini söyledi. O güneşin çocuklarını yalnız bırakamazdı koştu arkasına bakmadan sadece koştu. Bir ses çirkin bir ses arkadan kelebeğin ömrünü orda sonlandırdı. Kelebek bin hücreye bölünmüş her bir parçası yaşadığı şehirin üzerine ışık hızında huzmeleri oluşturmuştu. Ay üzüntüden karanlığın arkasına saklanmış, gecenin siyahı bile utanır olmuştu. Orda film kopmuş binlerce hücre orda çiçeğe dönüşmüştü. Tarih kadar eski bugün taptaze olan acılar yeniden yeşermişti. O bir kelebek gibi gelmiş yine aniden ortadan kaybolmuştu. Annesi durmadan aradı kaç mevsim geçmişti aradan. Rozerin yoktu, koşup oynadığı sokaklarda artık yoktu. Kadınların akşamları oturduğu o güzel evler virane olmuş, Moğollar işgal ettikleri yerleri yeniden yakıp yıkmışlardı. Bin hücreye bölünmüştü o güzel çocuklar bir daha bir araya gelmelerini engellemek için yakıp yıkmışlardı. Annen ağıt yakarken son kez güzel kelebeğini öpmek istedi. Sadece bir kaç hücresi kalmıştı barbarlardan geriye. Ama annen yine de eğilip defalarca öptü en küçük toz olmuş zerreden. Ve anne son kez haykırdı: “Rindikam oxir bo tori” dedi kendi dilinde acılarıyla…

ROZA AYAM – ARYEN HABER
Wêngu Rêngî Hêrîdonî
Kullanıcı avatarı
admin
Mesaj Panosu Yöneticisi
 
Mesajlar: 209
Kayıt: Çrş Oca 28, 2009 11:30 pm
Konum: yönetici

Dön heridan haber ve arşiv

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron